"Aldi bizim hanim fakat kullanamiyor arabayi" diye basladi bu macera... chalil'in evinden "biz memuruz"a tasindi, 114'e 14'te karargah oldu. ikissnba.com'u cikartti Orloftan, Gencler'in sahasinda Torino formalariyla esti, defteri tuttu, portekizden yeni kale direkleri getirdi...
Friday, October 29, 2010
Hornets zimba gibi basladi! GEAUX HORNETS!
Hornets bu sezona zimba gibi basladi. Yeni koc, yeni GM, yeni yedeklerle dolu bir kadro ve 2'de 2! Once gecen sene playofflara kalan ve derin bench'iyle bircok takimin canini yakabilecek Bucks'a karsi gelen galibiyet, ardindan da Denver'a karsi bu aksam alinan zafer. Devamini bekliyorum!
Hayal kirikligi yaratan sakatliklarla dolup tasan bir sezonun ardindan gomlek degistirmek deyiminin cok zayif kalacagi bir operasyon yapan Hornets takimin belkemigi olan yildizlar haricinde neredeyse bastan asagi yenilendi gecen yaz. Once Monty Williams takimin basina getirildi ve NBA'in en genc kocu olarak kenar yonetimin basindaki yerini aldi. Ardindan yillardir sure gelen basarisiz draft gecesi secimleriyle unlu (Collison ve Thornton haric) GM Jeff Bower gonderildi ve genc Dell Demps yeni GM oldu. Popovich ve McMillan'in yaninda pisen Williams'in Hornets'in en buyuk eksigini giderecegi suphesiz: SAVUNMA!!! DEEE-FENCE.. :) Demps de 90'larin sonundan baslayan ve 2000'li yillarin (2000-2009) en basarili takimi sayilabilecek San Antonio'da pismisti ve bu iki ismi bunyesine alan New Orleans Hornets yepyeni ve istikrari kovalayan bir vizyonla basliyor 2010'lu yillara....
Demps-Williams ikilisi goreve baslar baslamaz kendilerini hic beklenmedik bir karmasanin icerisinde buldular! CP3 playoff'a 8. sirada zarzor katilan degil, sampiyonluk kovalayan bir takimda oynamak istiyormus! Hep Lebron'un sucu ama Pat Riley'nin Lebron, Wade ve Bosh ile NBA'in bu sezonki en baba uclusunu olusturmasi sonrasinda, Amare de New York'a gidince bir anda Melo, Chris Paul gibi yildizlar da New York ve Chicago gibi buyuk kitlelere uzanabilen takimlara gitme hevesine kapildi. CP3 ile Melo'nun bir dugunde kadeh tokusturmalari, CP3'nin Lebron'un menajer tayfasiyla anlasmasi gidis sinyalleri gibiydi. Ama Demps cok akilli bir hamle ile bu laflarin cikmasinin ustunden 3-4 gun gecmeden koc Williams'i yanina CP3'yi de karsisina aldi ve toplantidan cikan CP3'ye (isteyerek ya da istemeyerek) ben New Orleans'i cok seviyorum bu takimin basarisi icin elimden geleni yapacagim dedirtmesini bildi. Eli mahkum tabi 2 senelik kontrati var daha! Otur oturdugun yere demis de olabilirler tabi. :))
Sonra hamleler gelmeye basladi. Once 35-40 dk ortalama ile oynayacak olan CP3'nin arkasinda yazik (pic) olacak olan Darren Collison gozden cikarildi. Caylak sozlesmesi nedeniyle cok buyuk bir takas kozu olamayacak olan Collison'un yanina James Posey de paketlenip Indiana'ya gonderildi ve karsilinda Houston'dan Trevor Ariza, Toronto'dan da Marco Belinelli geldi. Ariza'nin yaslanan Peja'nin yerine ilk besteki yeri kesindi. Belinelli ise surpriz oldu ve gecen sene draft edilmeden Hornets'e gelen ve patlama yapan Marcus Thornton'u kesip ilk besi kapti. LSU'den (Louisiana State University) oldugu icin New Orleans seyircisinin cok sevdigi Thornton'un Williams'tan ilk beste yer kapabilmesi icin savunmasini gelistirmek icin cok ama cok calismasi gerekiyor.
Sonra Songaila ile caylak Brackins Sixers'a gonderildi ve karsiliginda Jason Smith ve Willie Green geldi. Her iki isim de Hornets icin iyi birer yedek olacaklarini su ana kadar gostermis durumdalar. Bu arada Collison gonderildigi icin CP3'nin yedegi olacak oyun kurucu arayislari tum hazirlik kampi ve maclari boyunca surdu. NBDL'den Shakur ve Jerrells, ayrica DJ Strawberry denenip gonderildiler. Aranan cozum ligin baslamasina ancak bir hafta kala bulunabildi ve Portland'dan Bayless takima katildi. Hornets bu arada onumuzdeki iki sezon icin birer draft hakkindan olmus olsa da playoff'u kovaladigi icin cok da iyi sirada oyuncu secilemeyecegi icin genc ve koc Williams'in Portland'dan tanidigi Bayless'in iki bir takviye oldugu soylenebilir.
Yeni isimlerden Pops Mensah-Bonsu takima kattigi enerjiyle teknik kadronun gozune girdi, Lakers'tan gelen DJ Mbenga ise Okafor'un arkasinda oynayabilecek savumasiyla guclu pivot yedegi olarak kadrodaki yerini aldi.
Butun bunlar guzel gelismeler ve ozellikle Hornets'in ilk iki macta oynadigi basketbol cok umut verici. Simdi merak edilen iki sey var.
1-Hornets yarin San Antonio'da acacagi deplasman maclarinda nasil bir sezon cikaracak, bu savunmayi, bu enerjiyi, bu istegi ve arzuyu deplasmanlara da tasiyabilecek mi? Ozellikle ikinci bes tamamen yeni oldugu icin problemler yasanir mi? Hem Bucks hem de Denver'a karsi once yakalanan 10-15 sayilik farklarin ardindan yenik dusmelerine ragmen maci kazanmasini bildiler. Ayni sey deplasmanlarda yasanirsa caylak koc Williams ve onun ogrencileri neler yapacak?
2-16 milyonluk sozlesmesi ile yedek kulubesinde cok buyuk yer kaplayan, neredeyse tek basina tum yedek kulubesinden pahali olan Stojakovic sezon icerisinde takas edilebilecek mi, boylece CP3'nin istedigi olup takima yeni bir yildiz katilabilir mi? Ya da sezon sonunda "CP3 gidiyor mu?" haberlerini mi okuyacagiz yine?
GEAUX HORNETS!
Saturday, October 23, 2010
DRAFT GELIR HOS GELIR!
Leeeey leeeey lumu lumu ley!
http://games.espn.go.com/frontpage/fbadraftkit
Secimleri bos gelir, leeey ley lummu lummu ley!
http://basketball.fantasysports.yahoo.com/nba/98608/draft
Duydum yar bize gelir, lumu lumu draft gel biiize!
http://basketball.fantasysports.yahoo.com/nba/98608
Sefa gelir hos gelir, lumu lumu draft gel biiize!
http://games.espn.go.com/fba/leagueoffice?leagueId=92580
http://games.espn.go.com/frontpage/fbadraftkit
Secimleri bos gelir, leeey ley lummu lummu ley!
http://basketball.fantasysports.yahoo.com/nba/98608/draft
Duydum yar bize gelir, lumu lumu draft gel biiize!
http://basketball.fantasysports.yahoo.com/nba/98608
Sefa gelir hos gelir, lumu lumu draft gel biiize!
http://games.espn.go.com/fba/leagueoffice?leagueId=92580
Sunday, June 27, 2010
TEKRAR-REPLAY-CHALLENGE-ITIRAZ?
Uzun suredir sesi cikmayan sevgili Orloftan dunyasi! Aylar oldu neler oldu, gicik oldugum Kobe'nin Lakers'i gene sampiyon oldu. Hos Pierce'a da bi o kadar gicik olurum ama Garnett'le Allen'e uzuluyorum iste. E biz Bariscomla 2001 Avrupa sampiyonasini izlerken bosuna dememisiz 'Bu Gasol Avrupa'nin Garnett'i" diye. NBA Draft'i oldu Hornets 11. sirada aldigi adam ile Mo-Pete'i verdi 21 v 26. siralardaki adamlari aldi Oklahoma'dan. Ben de yahoo'da seneye yaptigimiz draftta draft-and-trade yapmak istiyorum. sonra eyyam olmasin diye simdiden acik acik soyluyorum hatta! :POcalar, uzun bi giris oldu ama konumuza gireyim. Bi Pazar ogleni kalktim, once Ingiltere Almanya macina baktim, adamlarin buz gibi hem de skoru 2-2 yapacak olan golu verilmemis. Yazik oldu be Barisco sizin inculaslara! He Allemagne'de oturan Serhatco diyebilir ki sonra da iki tane attik 4-1 aldik (ya da bana ne ulan Almanya'dan da diyebilir tabi, takiliyorum iste) Sonra bakiyorum Tevez buz gibi ofsayt gol atiyor Arjantin 1-0 one geciyor, ha tabi Tevez 25 metreden de atti buz gibi o da ayri. Ama bakiyorum bu dunya kupasinda hakemler saglam siciyorlar. Aziz Yildirim bu hakemlerin hicbirini istemez Fenerbahce maclarina, bi Fener macini da ben yonetmek istiyorum! Nasolsa iki yanlis karar versem Aziz Yildirim beni istemez beni bi daha vermezler Fener macina. :)
Neyse, konu yine dagildi, konu su: yan hakemler (gozleri mi bozuktur ya da olaylara hem en asagi 25 metre uzak kaldiklarindan midir) saglam siciyorlar, Tevez 1 metre ofsayt! Lampard'in topu yarim metre icerde. Ve bunlar su seviyede oynanan maclarda oyunun kaderini etkiliyor. Nasil? Kapi gibi defansi olan Almanlar 2-1 onde olmanin verdigi rahatlikla oyuna devam ederken Ingilizler 2-1 geride ve elenmenin esiginde olmanin verdigi baskiyla rakip kaleye abaniyor, defans guvenligini biraktigi dakikalarda da golleri yiyiveriyor. 2-2 olsa isler degisir mi? Degismez mi? Bilemem. Ingiltere de gol atacaz diye yirtinmaz belki daha rahat oynar, belki o serbest vurusta herkes gitmez Alamnya ceza sahasina, sonra kontra ataktan yemez, , belki de 5-2 yenilir? bilemem.
Herneyse, peki ya bi 5. ya da 6.(7.?) hakem olsa (UEFA yok cizgi hakemi yok zart hakemi ekleyip duyuyor, sayisi belli degil) Masada otursa, onunde de bi ekran olsa. Her teknik direktorun mac icerisinde bu tip gol pozisyonlarinda bir tane itiraz etme hakki olsa. Mesela Alman kalecisi gol olup kaleden cikan topu tuttugu anda Capello itiraz etse, hakem oyunu durdursa, 7. hakem dese GOL, ki bunu demesi en fazla 30 saniye surecektir, bazen bi kalecinin bir autu atmasi 30 saniye suruyor maclarda! Mac olsa 2-2, biz de ulen yine sicti hakemler demeden guzel guzel izlesek maci, nasil olur?
Ha bu isi gereksiz yere karmasik hale getirir cizgileri belirlemezseniz, nasil yani? Yani her seye itiraz olmayacak mesela, sadece boyle yanlis verilen ya da verilmeyen gollere olsun bence, cunku bi cok karar hakemin takdir hakkidir, misal: sari kart, kirmizi kart, penalti... Ama Lampard'in sayilmayan golune takdir hakki demek ne mumkun, bu resmen hakem hatasidir... Cizgi kamerasi olsun, bisey olsun ne bileyim. Bakin vaktinde Derek Fisher Spurs'e 0.3 saniye kala sayi atmisti (sozde) elenmisti garibim Duncan, ne yapti NBA, bundan sonra izletiriz kardesim hakemlere top adamin elinden cikmis mi cikmamis, ayagi cizgide miydi, degil miydi diye. simdi sacma salak yanlis kararlar verilmiyor yok hakem gormediydi etmediydi diye.
Peki neden FIFA-UEFA bu hakem hatalarini minimuma indirmek icin artik adam gibi adimlar atmiyor? 1966'da da ayni sey oluyor aradan 44 yil geciyor yine ayni sey oluyor.
Optum gozlerinizden...
Friday, January 8, 2010
Her yıldız sistemi bizimki gibi bir anne ördek ve etrafında dönen yavrulardan ibaret değil bildiğiniz üzere. Bazı sistemlerin merkezinde birbiri etrafında dönen, biribirnde ayrılması mümkün olmayan, birinin parlaklığını yerine göre diğerinin gölgelediği iki yıldız mevcut. Bu yıldız sistemlerine verilen isim ikili yıldız sistemi. (İngilizcesi binary star, bir de double star var ama aralarındaki fark bu yazının konusu ile çok alakasız olacak sanırım , ilgilenenlere http://en.wikipedia.org/wiki/Double_star#Distinction_between_binary_stars_and_other_double_stars )
Orloftanda bu saçmalığa ne gerek vardı derseniz, NBA de son 12-13 yıldır ikili bir yıldız sistemi sayılır. Galaksinin gelmiş geçmiş en büyük yıldızının emekliliği sonrasında merkeze iki yıldız yerleşti.
Yazarın kim olduğunu da hesaba katarsak, ilk ele alınacak ismin Kobe olması kimseyi şaşırtmayacaktır. Lakers; genç, küstah ve yetenekli gardları bulup onları birer ilah yapmak konusunda oldukça yetenekli bir organizasyon sanırım. Daha önce de, henüz çaylakken uçakta sakat olan Jabbar’ın koltuğuna oturan ve final serisinin Philadelphia’daki maçta sona ermesinden korkan takım arkadaşlarına “Don’t worry guys, Magic is here!” diyen bir gardları vardı
14 sezon, bu 14 sezonun 3 ü dışında hepsinde birinci turun ötesinde playoff macerası, toplam 42.000’in üzerinde dakika ve bu sürede maç başına ortalama 25.2 sayı, 5.3 ribaund, 4.6 asist ve 1.5 top çalma sığdırmış adam. Bu sezonların birisinde 35.4 sayı ortalaması mevcut, ayrıca 81 sayı efsanesi, 4 şampiyonluk, “Ben, sen, ozan” ayarında takımlarla playoffa çıkma başarıları (Smush parker, kwame brown, chris mihm’in ilk 5 oynadığı takımlar), NBA’in en renkli, en garip, en büyük şahsiyeti ile yaşanan tartışmalar (Big Dallama), tecavüz suçlaması...
Kobe Bryant; ya sever ya nefret edersiniz ama kayıtsız kalamazsınız.
Evet, çaylak sezonundan itibaren yıldız olanlardan birisi değildir Bryant, ilk sezonunda sadece 7.6 sayı ortalaması ile oynamıştır. Evet takım basketbolunu oynayamadığı, takım arkadaşlarını daha iyi yapamdığı (pun intended :) ) söylenmiştir. (John stockton ile chris paul ü tek bir vücuda klonlasanız ve bunları farklı boylarda 4 tane üretip aralarına Kwame Brown’u koysanız brown yine 15 sayı atamaz maç başına, ya da reggie ve bird için aynısını yapıp smush parker kullansanız yine patlar ama neyse...)
Aynı zamanda NBA’in çalışma ve kendini geliştirme konusunda en obsesif-kompülsif insanı olduğu, sakatlıklardan yılmamak söz konusu olunca bir basketbolcudan çok bir süperkahramandan beklenecek hareketler yaptığı da aşikardır.
Kim ne derse desin, sonuç olarak Kobe’yi izlerken attığı her adımda ve her şutta o kareografiyi onbinlerce kez çalışmış bir balerin kadar kendinden emin olmasına, oyunun her alanında tanrı vergisi yeteneğini üstün bir çalışma ile tamamlamaya çalışmasına hayran olmamak mümkün değil.
Madem bu kadar parlak bir yıldız Kobe, onunla birlikte galaksinin merkezini paylaşabilen, onun parıltısını zayıflatabilen kişi kim? Taçsız kral LeBron mu? Yoksa Shaq mi? Hayır ve hayır. Ama zaten orloftan üyeleri bu sorunun cevabını çoktan vermiştir.
13 sezon... Ortalama 21.2 sayı... En düşük sezon ortalaması 18.6, en yükseği ise 25.5... Çaylak sezonunda 21.1 sayı ortalaması...Heryerde 3 nokta olmamalı... Neyse... 11.6 ribaund ortalaması... En düşük 10.1, en yüksek ise 12.9...
Bu adamın ortalama 20 sayının altında oynadığı sadece 4 sezon var; 19.8, 19.3, 19.3, 18.6 ... (Bu sezon dahil). Yani her akşam 20-10 dediğiniz uzunlar vardır ya. İşte ağababaları. Adam kendi başına istatistiksel bir anomali.
Tim Duncan... 4 şampiyonluk. 13 yıl boyunca farklı kadrolar ile sürekli zirveye oynayan bir takım. Bu takımın merkezinde, ağaç gibi bir gövde, parlak bir zeka ve bön bön bakan gözler ile Tim Duncan. Pota altı savunmasında kolları ve bacaklarından çok aklını kullanabilen ve bununla muhteşem bir savunmacı olmayı başarabilen tanıdığım tek adam.
Tim Duncan... Hücumda sahanın neresinde olması gerektiğini an be an bilen, gereksiz 1 kalori yakmadan, şov amacı gütmeden saf basketbol oynayarak da NBA’de başarılı olunabileceğini kanıtlayan adam.
Tim Duncan... 20 sayı ve 11 ribaund ortalaması ile sezonu bitirdiğinde kimsenin dönüp bakmadığı adam. Bunun 13 sezondur yapan adam. Tarihin gelmiş geçmiş, tartışmasız, en underrated süperyıldızı.
Tim Duncan... D&D hastası olan, nerd bir NBA yıldızı.
Evet, biraz hafızalarımızı yoklayalım. Batı finallerinde Duncan veya Kobe’nin olmadığı en yakın seneyi kim ezberden söyleyebilir? ‘98 falan mıydı? Arada Dallas çıkıntılık yapmasa bu soruyu NBA finalleri için bile sorabilirdik!
NBA için tarihi bir dönemdi bu. Son demlerini yaşıyorlar ve biz onların kıymetini bilemedik diye üzülüyorum. Ama onlar, ölen yıldızların en görkemli ışıklarını son anda saçmaları misali son yılların en iyi performanslarını bu yıllarda gösteriyorlar.
Larry-Magic efsanesi kadar büyük bir efsaneydi bence Kobe-Duncan efsanesi. Gündemden düşen bir sporu yeniden manşetlere taşıdılar. 1 yıldız isteyen lige 2 yıldız birden verdiler. Ama birisi gururlu, kibirli bir zenci, diğeri ise soğuk, eğitimli, nerd bir zenciydi. Medya pohpohlamadı onları, beynimize kazımaya çalışmadı. Yine de, önemli olan şey, oyunları kazındı izleyenlerin hafızalarına.
Denk gelirseniz işi gücü bırakıp canlı izleyin onları. Çok fazla vakti kalmadı bu yıldız sisteminin.
Orloftanda bu saçmalığa ne gerek vardı derseniz, NBA de son 12-13 yıldır ikili bir yıldız sistemi sayılır. Galaksinin gelmiş geçmiş en büyük yıldızının emekliliği sonrasında merkeze iki yıldız yerleşti.
Yazarın kim olduğunu da hesaba katarsak, ilk ele alınacak ismin Kobe olması kimseyi şaşırtmayacaktır. Lakers; genç, küstah ve yetenekli gardları bulup onları birer ilah yapmak konusunda oldukça yetenekli bir organizasyon sanırım. Daha önce de, henüz çaylakken uçakta sakat olan Jabbar’ın koltuğuna oturan ve final serisinin Philadelphia’daki maçta sona ermesinden korkan takım arkadaşlarına “Don’t worry guys, Magic is here!” diyen bir gardları vardı
14 sezon, bu 14 sezonun 3 ü dışında hepsinde birinci turun ötesinde playoff macerası, toplam 42.000’in üzerinde dakika ve bu sürede maç başına ortalama 25.2 sayı, 5.3 ribaund, 4.6 asist ve 1.5 top çalma sığdırmış adam. Bu sezonların birisinde 35.4 sayı ortalaması mevcut, ayrıca 81 sayı efsanesi, 4 şampiyonluk, “Ben, sen, ozan” ayarında takımlarla playoffa çıkma başarıları (Smush parker, kwame brown, chris mihm’in ilk 5 oynadığı takımlar), NBA’in en renkli, en garip, en büyük şahsiyeti ile yaşanan tartışmalar (Big Dallama), tecavüz suçlaması...
Kobe Bryant; ya sever ya nefret edersiniz ama kayıtsız kalamazsınız.
Evet, çaylak sezonundan itibaren yıldız olanlardan birisi değildir Bryant, ilk sezonunda sadece 7.6 sayı ortalaması ile oynamıştır. Evet takım basketbolunu oynayamadığı, takım arkadaşlarını daha iyi yapamdığı (pun intended :) ) söylenmiştir. (John stockton ile chris paul ü tek bir vücuda klonlasanız ve bunları farklı boylarda 4 tane üretip aralarına Kwame Brown’u koysanız brown yine 15 sayı atamaz maç başına, ya da reggie ve bird için aynısını yapıp smush parker kullansanız yine patlar ama neyse...)
Aynı zamanda NBA’in çalışma ve kendini geliştirme konusunda en obsesif-kompülsif insanı olduğu, sakatlıklardan yılmamak söz konusu olunca bir basketbolcudan çok bir süperkahramandan beklenecek hareketler yaptığı da aşikardır.
Kim ne derse desin, sonuç olarak Kobe’yi izlerken attığı her adımda ve her şutta o kareografiyi onbinlerce kez çalışmış bir balerin kadar kendinden emin olmasına, oyunun her alanında tanrı vergisi yeteneğini üstün bir çalışma ile tamamlamaya çalışmasına hayran olmamak mümkün değil.
Madem bu kadar parlak bir yıldız Kobe, onunla birlikte galaksinin merkezini paylaşabilen, onun parıltısını zayıflatabilen kişi kim? Taçsız kral LeBron mu? Yoksa Shaq mi? Hayır ve hayır. Ama zaten orloftan üyeleri bu sorunun cevabını çoktan vermiştir.
13 sezon... Ortalama 21.2 sayı... En düşük sezon ortalaması 18.6, en yükseği ise 25.5... Çaylak sezonunda 21.1 sayı ortalaması...Heryerde 3 nokta olmamalı... Neyse... 11.6 ribaund ortalaması... En düşük 10.1, en yüksek ise 12.9...
Bu adamın ortalama 20 sayının altında oynadığı sadece 4 sezon var; 19.8, 19.3, 19.3, 18.6 ... (Bu sezon dahil). Yani her akşam 20-10 dediğiniz uzunlar vardır ya. İşte ağababaları. Adam kendi başına istatistiksel bir anomali.
Tim Duncan... 4 şampiyonluk. 13 yıl boyunca farklı kadrolar ile sürekli zirveye oynayan bir takım. Bu takımın merkezinde, ağaç gibi bir gövde, parlak bir zeka ve bön bön bakan gözler ile Tim Duncan. Pota altı savunmasında kolları ve bacaklarından çok aklını kullanabilen ve bununla muhteşem bir savunmacı olmayı başarabilen tanıdığım tek adam.
Tim Duncan... Hücumda sahanın neresinde olması gerektiğini an be an bilen, gereksiz 1 kalori yakmadan, şov amacı gütmeden saf basketbol oynayarak da NBA’de başarılı olunabileceğini kanıtlayan adam.
Tim Duncan... 20 sayı ve 11 ribaund ortalaması ile sezonu bitirdiğinde kimsenin dönüp bakmadığı adam. Bunun 13 sezondur yapan adam. Tarihin gelmiş geçmiş, tartışmasız, en underrated süperyıldızı.
Tim Duncan... D&D hastası olan, nerd bir NBA yıldızı.
Evet, biraz hafızalarımızı yoklayalım. Batı finallerinde Duncan veya Kobe’nin olmadığı en yakın seneyi kim ezberden söyleyebilir? ‘98 falan mıydı? Arada Dallas çıkıntılık yapmasa bu soruyu NBA finalleri için bile sorabilirdik!
NBA için tarihi bir dönemdi bu. Son demlerini yaşıyorlar ve biz onların kıymetini bilemedik diye üzülüyorum. Ama onlar, ölen yıldızların en görkemli ışıklarını son anda saçmaları misali son yılların en iyi performanslarını bu yıllarda gösteriyorlar.
Larry-Magic efsanesi kadar büyük bir efsaneydi bence Kobe-Duncan efsanesi. Gündemden düşen bir sporu yeniden manşetlere taşıdılar. 1 yıldız isteyen lige 2 yıldız birden verdiler. Ama birisi gururlu, kibirli bir zenci, diğeri ise soğuk, eğitimli, nerd bir zenciydi. Medya pohpohlamadı onları, beynimize kazımaya çalışmadı. Yine de, önemli olan şey, oyunları kazındı izleyenlerin hafızalarına.
Denk gelirseniz işi gücü bırakıp canlı izleyin onları. Çok fazla vakti kalmadı bu yıldız sisteminin.
Thursday, December 31, 2009
iyi seneler ORLOFTAN!
Herkese saglik ve mutluluk dolu, sevdiklerinizle dolu dolu gecireceginiz guzel bir 2010 diliyorum. Yeni yilin bol asistli, bol ribaundlu, az top kaybiyla dolu olmasi dilegiyle. attiginiz sutlar sayi olsun, yuzdeler dusmesin! :P 2009 yilinin sonlarinda baslattigimiz bu guzel blog ortaminda 2010 yilinda hepinizin katilimiyla ORLOFTAN ruhunu kaybetmeden iletisimimizi surekli tutmamiz dilegiyle. Ankara'ya, Istanbul'a, Izmir'e, Antalya'ya, Karabuk'e, Sarajevo'ya, Hamburg'a, Koln'e sevgi ve selamlar!!!
TFF vs. Fenerbahce
Ben kendimi bildim bileli sure gelmis bir cekismedir bu, farkli federasyon donemlerinde zirveye vurmus, farkli donemlerde durulmustur. Bugunlerde UEFA Euro 2016 turnuvasi teklif dosyasina Fenerbahce Sukru Saracoglu stadyumunun alinmamasi ile yine gundemde FB-TFF cekismesi. Bu kez FB hakli gorunuyor.
Euro 2008'e Yunanistanla beraber koyduk adayligimizi, finale kalan 3 ulke arasina girdik ama son iki oncesi elendik. Euro 2012 icin tek basimiza teklif verdik, bu kez daha ilk turda elendik! Simdi bir kez daha tek basimiza deniyoruz sansimizi, rakiplerimiz Fransa ve Italya.
Fransa ve Italya ikiser kez duzenlemisler bu turnuvayi daha once. Akillara Italya 90 ve Fransa 98 dunya kupalari da geliyor hemen yakin gecmiste. Tecrubeliler bu konuda. Biz? Biz de teklif vermekte tecrubelenmisiz son 8 yildir. iyi de bizim ulkemizde futbol adina duzenlenen buyuk organizasyonlar neler? Nefesleri kesen Liverpool Milan sampiyonlar ligi finalini kim hatirlamaz! Peki sonra? Gecen sene Shaktar ile Werder arasinda oynanan UEFA Kupasi finali. Nerede oynanmis? Fenerbahce Sukru Saracoglu stadinda. O da ne! Bu stad 15 Subat'ta teslim edilecek olan son teklif dosyasinda yer almiyor. ilginc!
Sonrasinda Aziz Yildirim ile Mahmuz Ozgener arasinda yasanan karsilikli aciklamalar ise ondan daha ilginc. Neden?
Aziz Yildirim hakli olarak serzeniste bulunuyor federasyona, bizim gibi o da anlam verememis Kadikoy'un plan disina itilivermis olmasina. Isin ilginc tarafi isefederasyonun gerekceleri:
Federasyon diyor ki: "Türkiye'nin projesine Türkiye'nin desteğini istiyoruz"
http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=8794
Sonra da diyor ki: "UEFA'nın aynı şehirde en fazla 2 statta maç oynanmasına müsaade etmesi ve final maçının oynanacağı stadyumun minimum 60 bin kapasiteli olmasının istenmesi, İstanbul'da 2 stad ile sınırlı tutulmasını beraberinde getirmiştir."
Yukaridaki cumlede gecen gerekceler tamamen yalan yanlis! Buyrun bakin 203 sayfalik turnuva yonetmeligine ve stadyumlar ile ilgili kisimlara:
http://www.uefa.com/multimediafiles/download/regulations/uefa/others/84/03/26/840326_download.pdf
Ne bir sehirde en fazla 2 statta mac oynanabilir seklinde bir ibare var ne de final macinin min. 60 bin kapasiteli stadyumda oynanmasi zorunlu! 60bin tercih edilir diyor evet ama zorunlu degil! Euro 2008'in finali 53bin kisilik stadyumda oynanmis. Euro 2004'te Portekiz'de 8 sehir 10 stadyum varmis.
Butun bunlar dusundurucu. Neden istanbul gibi 15 milyon nufuslu bir sehirde 3 stadyum olmasin? Birinde grup maclari oynanir, birinde 2 ceyrek final bir yari final, birinde de diger yari finalle final mesela!
Ayrica da daha temeli bile atilmamis stadyumlarin kriterleri saglayacagi ongoruluyor da neden varolan ve henuz 9 ay once UEFA Kupasi finaline ev sahipligi yapmis bir stadin bu kriterleri onumuzdeki 6 yil icerisinde yerine getirebilecegi dusunulmuyor. Bu cumle biraz Aziz Yildirim'in dediklerine benzedi ama yalan degil! Kaldi ki her iddiasina girerim ki istese Fenerbahce stadyumun kapasitesini artirabilir ve 60bini gecebilir.
Kissadan hisse, isin ilginci federasyonun Fenerbahce'nin ithamlarina adam gibi cevap verecegine, yanlis bigilerle gecistirmesi, "birlik beraberlik" seklinde demagoji yapip bizleri tatmin edemeyen aciklamalarda bulunmasi. Daha akla gelecek bir suru soru var, mesela:
Neden Trabzon ana listede degil de Konya ana listede?
Neden Diyarbakir ilk basta yedek listedeydi ama sonra bir anda cikti ve yerine Sanliurfa dahil olmus gorunuyor?
Neden Kadikoy en azindan yedek listede degil? Turk Telekom Arena hakkinda gectigimiz aylarda bir dizayn hatasi oldugunu ve stadin bazi yerlerinden gorus problemi oldugunu okumustum, eger ki oyle bir sorun cikarsa Kadikoy gibi bir stadin en azindan yedekler arasinda yer almasi gerektigi dusunulemez mi? Toplam 12 stadyum onerilmesi ve Kadikoy gibi UEFA Kupasi finali oynanabilecek standardlarda oldugu tartisilmaz olan bir stadyumun bu listede hic yer almamasi elbetteki oldukca dusundurucu ve sorgulanmasi gereken birsey...
Bu gibi bircok soru geliyor aklima. Ama elbette bazi seyler dusunulmus, bazilari dusunulememis, 15 Subata kadar daha sure var, elbette hersey degisebilir. Ama herseyden onemlisi uzucu olan federasyonun Fenerbahce'nin ofke dolu aciklamasina tatminkar bir cevap verememesi ve yanlis bilgilerle tum kamuoyunu etkilemeye calismasi bence...
Soylemeden gecemeyecegim Altaylidir bu Mahmut Ozgener, cit cit cekirdekcidir yani kendisi, dolayisiyla belki de fazla sasirmamak gerek...
Euro 2008'e Yunanistanla beraber koyduk adayligimizi, finale kalan 3 ulke arasina girdik ama son iki oncesi elendik. Euro 2012 icin tek basimiza teklif verdik, bu kez daha ilk turda elendik! Simdi bir kez daha tek basimiza deniyoruz sansimizi, rakiplerimiz Fransa ve Italya.
Fransa ve Italya ikiser kez duzenlemisler bu turnuvayi daha once. Akillara Italya 90 ve Fransa 98 dunya kupalari da geliyor hemen yakin gecmiste. Tecrubeliler bu konuda. Biz? Biz de teklif vermekte tecrubelenmisiz son 8 yildir. iyi de bizim ulkemizde futbol adina duzenlenen buyuk organizasyonlar neler? Nefesleri kesen Liverpool Milan sampiyonlar ligi finalini kim hatirlamaz! Peki sonra? Gecen sene Shaktar ile Werder arasinda oynanan UEFA Kupasi finali. Nerede oynanmis? Fenerbahce Sukru Saracoglu stadinda. O da ne! Bu stad 15 Subat'ta teslim edilecek olan son teklif dosyasinda yer almiyor. ilginc!
Sonrasinda Aziz Yildirim ile Mahmuz Ozgener arasinda yasanan karsilikli aciklamalar ise ondan daha ilginc. Neden?
Aziz Yildirim hakli olarak serzeniste bulunuyor federasyona, bizim gibi o da anlam verememis Kadikoy'un plan disina itilivermis olmasina. Isin ilginc tarafi isefederasyonun gerekceleri:
Federasyon diyor ki: "Türkiye'nin projesine Türkiye'nin desteğini istiyoruz"
http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=8794
Sonra da diyor ki: "UEFA'nın aynı şehirde en fazla 2 statta maç oynanmasına müsaade etmesi ve final maçının oynanacağı stadyumun minimum 60 bin kapasiteli olmasının istenmesi, İstanbul'da 2 stad ile sınırlı tutulmasını beraberinde getirmiştir."
Yukaridaki cumlede gecen gerekceler tamamen yalan yanlis! Buyrun bakin 203 sayfalik turnuva yonetmeligine ve stadyumlar ile ilgili kisimlara:
http://www.uefa.com/multimediafiles/download/regulations/uefa/others/84/03/26/840326_download.pdf
Ne bir sehirde en fazla 2 statta mac oynanabilir seklinde bir ibare var ne de final macinin min. 60 bin kapasiteli stadyumda oynanmasi zorunlu! 60bin tercih edilir diyor evet ama zorunlu degil! Euro 2008'in finali 53bin kisilik stadyumda oynanmis. Euro 2004'te Portekiz'de 8 sehir 10 stadyum varmis.
Butun bunlar dusundurucu. Neden istanbul gibi 15 milyon nufuslu bir sehirde 3 stadyum olmasin? Birinde grup maclari oynanir, birinde 2 ceyrek final bir yari final, birinde de diger yari finalle final mesela!
Ayrica da daha temeli bile atilmamis stadyumlarin kriterleri saglayacagi ongoruluyor da neden varolan ve henuz 9 ay once UEFA Kupasi finaline ev sahipligi yapmis bir stadin bu kriterleri onumuzdeki 6 yil icerisinde yerine getirebilecegi dusunulmuyor. Bu cumle biraz Aziz Yildirim'in dediklerine benzedi ama yalan degil! Kaldi ki her iddiasina girerim ki istese Fenerbahce stadyumun kapasitesini artirabilir ve 60bini gecebilir.
Kissadan hisse, isin ilginci federasyonun Fenerbahce'nin ithamlarina adam gibi cevap verecegine, yanlis bigilerle gecistirmesi, "birlik beraberlik" seklinde demagoji yapip bizleri tatmin edemeyen aciklamalarda bulunmasi. Daha akla gelecek bir suru soru var, mesela:
Neden Trabzon ana listede degil de Konya ana listede?
Neden Diyarbakir ilk basta yedek listedeydi ama sonra bir anda cikti ve yerine Sanliurfa dahil olmus gorunuyor?
Neden Kadikoy en azindan yedek listede degil? Turk Telekom Arena hakkinda gectigimiz aylarda bir dizayn hatasi oldugunu ve stadin bazi yerlerinden gorus problemi oldugunu okumustum, eger ki oyle bir sorun cikarsa Kadikoy gibi bir stadin en azindan yedekler arasinda yer almasi gerektigi dusunulemez mi? Toplam 12 stadyum onerilmesi ve Kadikoy gibi UEFA Kupasi finali oynanabilecek standardlarda oldugu tartisilmaz olan bir stadyumun bu listede hic yer almamasi elbetteki oldukca dusundurucu ve sorgulanmasi gereken birsey...
Bu gibi bircok soru geliyor aklima. Ama elbette bazi seyler dusunulmus, bazilari dusunulememis, 15 Subata kadar daha sure var, elbette hersey degisebilir. Ama herseyden onemlisi uzucu olan federasyonun Fenerbahce'nin ofke dolu aciklamasina tatminkar bir cevap verememesi ve yanlis bilgilerle tum kamuoyunu etkilemeye calismasi bence...
Soylemeden gecemeyecegim Altaylidir bu Mahmut Ozgener, cit cit cekirdekcidir yani kendisi, dolayisiyla belki de fazla sasirmamak gerek...
Friday, December 25, 2009
2009 yılının sürprizleri




Sayın "Komiş" sayesinde uzun süredir yapmak istediğim ama bir türlü zahmet edip başlayamadığım "dur bi blog da ben açayım, incilerimi dökeyim de insanlık nasibini alsın" projesini hayata geçrimeyi başardım. Bu yüzden Kemal'e ve her nedense bu yazıya maruz kalmayı seçen sizlere teşekkür ederim efendim :)
Her NBA sezonu öncesinde büyük basın kuruluşlarında onlarca tahmin yürütülür takımlar ve oyuncular hakkında, her sene de biz fanlar bu tahminlerin güneşte kalmış dondurma gibi eriyip gidişini izleriz yılın ilk çeyreğinde. All Star haftası yaklaştıkça da yazarlar tahminlerinin neden tutmadığını somut (sana bakıyoruz Hollinger ) kanıt ve istatistiklerle açıklamaya çalışırlar. Hatta bu yüzden teorik iktisatçılar ile spor yazarları arasında ciddi bir fark görmekte oldukça zorlanırım (Sn. Deniz Gökçek, Shaq basketbolu bilmiyor demişti yanılmıyorsam ).
2009 yılının son günlerine geldiğimizde, geride bıraktığımız iki aylık kısımda beni en çok şaşırtan NBA olaylarına geçelim şimdi de. Nasıl olsa benim sezon öncesi anlı şanlı tahminlerim yoktu, gönül rahatlığıyla atıp tutabilirim.
1)Houston Rockets : Evet geçen sene iyi basketbol oynadılar. 1 eski bir de mevcut bona fide all starları sakatken ve sahne ışıklarından hazzeden tek oyuncularını Lakers’ın çok iyi bir görev adamı ile “takas” etmişken onların bu kadar fazla maç kazanacğını kim tahmin ederdi ki? (Resimdeki adamı tanıyorduysanız sezon başında, bu soruya evet deme şansınız var, yoksa ikinci başlığa ilerleyin bence)2)Greg Oden : Herkes onun sakatlık riski olduğunu biliyordu, hatta bu yaşta geçirdiği ciddi sakatlıkları düşününce en iyimser Portlandlılar bile Sam Bowie kıyaslamasını yapmadan edemiyordu. Ama o talihsiz draft günü geldiğinde, Oden “Gaspet Forever” tarafından seçildi ve ölüm fermanı imzalandı. Evet, Can’ı (Gaspet Foreverın sahibi ve benim biraderim) tanıyanlar için çok büyük bir süpriz değildi bu ama, asıl bomba bence Oden’ın önce herkesi oynayabileceğini inandırmak için 20 civarı maç oynaması ve yükselen bir performans sergilemesiydi. Sezon başında olsaydı bu sakatlık asla süpriz diyemezdik ama kader kendine yakışanı yaptı ve Can’ı umutlandırıp daha sonra ölümcül darbeyi vurdu.
3)Portland Trailblazers: Önce Andre Miller’ı kattılar renklerine (bu terimi NBA için ilk ben kullandım galiba, garip geldi...) , daha sonra NBA’in en derin 3 ve 5 numara (5 numara için Orlando ile birlikte en derin demek daha uygun sanırım) rotasyonuna sahip takımı iken bu ünvana bir de PG rotasyonunu eklediler (Blake, Bayless ve Miller’ın yanında combo guard olarak oynayan Roy). Bence tartışmasız en derin kadroya sahip takım oldular ama şu anda tüm 3 numaraları (Fernandez, Batum ve Outlaw) 5 numaraları sakat ve dakika paylaştıramadıkları birlerinin neredeyse hepsi aynı anda sahaya çıkacak. 5 numarada ise müzeden çalıp tozunu aldıktan sonra biraz yağladıkları Juan Howard var.
4)Brandon Jennings: Geçen sene Roma’da neler yaptığını yakından takip etmiştim ve bu sene iyi bir oyuuncu olacağına inanıyordum. Hatta listemde 7.-8. Sırada draft edilmek üzere bekliyordu ama sanırım kendisi dahil hiç kimse böyle bir patlama beklemiyordu. Çok tatlı bir süpriz oldu Jennings.
5)Spurs: Evet Jefferson iyi bir savunmacı değildi ama atletik ve skorer dış oyuncu eksiği olan bir takım için biçilmiş kaftan değilmiyidi? Ayrıca hücum ribaundu canavarı Blair’ı da çalmıştı neredeyse Spurs 38. Sırada (Savunmaya koşmak ve hücum ribaundu arasındaki tercihini açık ara birinciden yana kullanan bir takım için enteresan bir durumdu ama 38. Sıraya da düşünce bırakamadılar adamı). McDyess da eklenince bu senenin tek yılların uğuruna inanan Spurs için çift yılların lanetini kırma senesi olacak gibi gözüküyordu. Ama henüz takım savunmalarını oturtamadılar ve bu listede yerlerini aldılar. Yine de Spurs’u yarış kadrosundan erken çıkarmamak lazım, çok kişiyi şaşırttılar bu şekilde.
Evet biliyorum, bu sene de daha bir çok süpriz oldu, mesela Atlanta’nın wonderboy’u ( Selo’ya bir selam sarkıtalım) Josh Smithin pota altında da sayı atılabileceğini öğrenmesi gibi ama bunu başka bir yazıda ayrıca incelemek gerekir bence. Son olarak Houston’ın bu sene ne kadar iyi olacağını tahmin edip riske girerek draft eden herkese selamlar (dayanamadım kusura bakmayın)
Subscribe to:
Posts (Atom)



