Her yıldız sistemi bizimki gibi bir anne ördek ve etrafında dönen yavrulardan ibaret değil bildiğiniz üzere. Bazı sistemlerin merkezinde birbiri etrafında dönen, biribirnde ayrılması mümkün olmayan, birinin parlaklığını yerine göre diğerinin gölgelediği iki yıldız mevcut. Bu yıldız sistemlerine verilen isim ikili yıldız sistemi. (İngilizcesi binary star, bir de double star var ama aralarındaki fark bu yazının konusu ile çok alakasız olacak sanırım , ilgilenenlere http://en.wikipedia.org/wiki/Double_star#Distinction_between_binary_stars_and_other_double_stars )
Orloftanda bu saçmalığa ne gerek vardı derseniz, NBA de son 12-13 yıldır ikili bir yıldız sistemi sayılır. Galaksinin gelmiş geçmiş en büyük yıldızının emekliliği sonrasında merkeze iki yıldız yerleşti.
Yazarın kim olduğunu da hesaba katarsak, ilk ele alınacak ismin Kobe olması kimseyi şaşırtmayacaktır. Lakers; genç, küstah ve yetenekli gardları bulup onları birer ilah yapmak konusunda oldukça yetenekli bir organizasyon sanırım. Daha önce de, henüz çaylakken uçakta sakat olan Jabbar’ın koltuğuna oturan ve final serisinin Philadelphia’daki maçta sona ermesinden korkan takım arkadaşlarına “Don’t worry guys, Magic is here!” diyen bir gardları vardı
14 sezon, bu 14 sezonun 3 ü dışında hepsinde birinci turun ötesinde playoff macerası, toplam 42.000’in üzerinde dakika ve bu sürede maç başına ortalama 25.2 sayı, 5.3 ribaund, 4.6 asist ve 1.5 top çalma sığdırmış adam. Bu sezonların birisinde 35.4 sayı ortalaması mevcut, ayrıca 81 sayı efsanesi, 4 şampiyonluk, “Ben, sen, ozan” ayarında takımlarla playoffa çıkma başarıları (Smush parker, kwame brown, chris mihm’in ilk 5 oynadığı takımlar), NBA’in en renkli, en garip, en büyük şahsiyeti ile yaşanan tartışmalar (Big Dallama), tecavüz suçlaması...
Kobe Bryant; ya sever ya nefret edersiniz ama kayıtsız kalamazsınız.
Evet, çaylak sezonundan itibaren yıldız olanlardan birisi değildir Bryant, ilk sezonunda sadece 7.6 sayı ortalaması ile oynamıştır. Evet takım basketbolunu oynayamadığı, takım arkadaşlarını daha iyi yapamdığı (pun intended :) ) söylenmiştir. (John stockton ile chris paul ü tek bir vücuda klonlasanız ve bunları farklı boylarda 4 tane üretip aralarına Kwame Brown’u koysanız brown yine 15 sayı atamaz maç başına, ya da reggie ve bird için aynısını yapıp smush parker kullansanız yine patlar ama neyse...)
Aynı zamanda NBA’in çalışma ve kendini geliştirme konusunda en obsesif-kompülsif insanı olduğu, sakatlıklardan yılmamak söz konusu olunca bir basketbolcudan çok bir süperkahramandan beklenecek hareketler yaptığı da aşikardır.
Kim ne derse desin, sonuç olarak Kobe’yi izlerken attığı her adımda ve her şutta o kareografiyi onbinlerce kez çalışmış bir balerin kadar kendinden emin olmasına, oyunun her alanında tanrı vergisi yeteneğini üstün bir çalışma ile tamamlamaya çalışmasına hayran olmamak mümkün değil.
Madem bu kadar parlak bir yıldız Kobe, onunla birlikte galaksinin merkezini paylaşabilen, onun parıltısını zayıflatabilen kişi kim? Taçsız kral LeBron mu? Yoksa Shaq mi? Hayır ve hayır. Ama zaten orloftan üyeleri bu sorunun cevabını çoktan vermiştir.
13 sezon... Ortalama 21.2 sayı... En düşük sezon ortalaması 18.6, en yükseği ise 25.5... Çaylak sezonunda 21.1 sayı ortalaması...Heryerde 3 nokta olmamalı... Neyse... 11.6 ribaund ortalaması... En düşük 10.1, en yüksek ise 12.9...
Bu adamın ortalama 20 sayının altında oynadığı sadece 4 sezon var; 19.8, 19.3, 19.3, 18.6 ... (Bu sezon dahil). Yani her akşam 20-10 dediğiniz uzunlar vardır ya. İşte ağababaları. Adam kendi başına istatistiksel bir anomali.
Tim Duncan... 4 şampiyonluk. 13 yıl boyunca farklı kadrolar ile sürekli zirveye oynayan bir takım. Bu takımın merkezinde, ağaç gibi bir gövde, parlak bir zeka ve bön bön bakan gözler ile Tim Duncan. Pota altı savunmasında kolları ve bacaklarından çok aklını kullanabilen ve bununla muhteşem bir savunmacı olmayı başarabilen tanıdığım tek adam.
Tim Duncan... Hücumda sahanın neresinde olması gerektiğini an be an bilen, gereksiz 1 kalori yakmadan, şov amacı gütmeden saf basketbol oynayarak da NBA’de başarılı olunabileceğini kanıtlayan adam.
Tim Duncan... 20 sayı ve 11 ribaund ortalaması ile sezonu bitirdiğinde kimsenin dönüp bakmadığı adam. Bunun 13 sezondur yapan adam. Tarihin gelmiş geçmiş, tartışmasız, en underrated süperyıldızı.
Tim Duncan... D&D hastası olan, nerd bir NBA yıldızı.
Evet, biraz hafızalarımızı yoklayalım. Batı finallerinde Duncan veya Kobe’nin olmadığı en yakın seneyi kim ezberden söyleyebilir? ‘98 falan mıydı? Arada Dallas çıkıntılık yapmasa bu soruyu NBA finalleri için bile sorabilirdik!
NBA için tarihi bir dönemdi bu. Son demlerini yaşıyorlar ve biz onların kıymetini bilemedik diye üzülüyorum. Ama onlar, ölen yıldızların en görkemli ışıklarını son anda saçmaları misali son yılların en iyi performanslarını bu yıllarda gösteriyorlar.
Larry-Magic efsanesi kadar büyük bir efsaneydi bence Kobe-Duncan efsanesi. Gündemden düşen bir sporu yeniden manşetlere taşıdılar. 1 yıldız isteyen lige 2 yıldız birden verdiler. Ama birisi gururlu, kibirli bir zenci, diğeri ise soğuk, eğitimli, nerd bir zenciydi. Medya pohpohlamadı onları, beynimize kazımaya çalışmadı. Yine de, önemli olan şey, oyunları kazındı izleyenlerin hafızalarına.
Denk gelirseniz işi gücü bırakıp canlı izleyin onları. Çok fazla vakti kalmadı bu yıldız sisteminin.
"Aldi bizim hanim fakat kullanamiyor arabayi" diye basladi bu macera... chalil'in evinden "biz memuruz"a tasindi, 114'e 14'te karargah oldu. ikissnba.com'u cikartti Orloftan, Gencler'in sahasinda Torino formalariyla esti, defteri tuttu, portekizden yeni kale direkleri getirdi...
Friday, January 8, 2010
Thursday, December 31, 2009
iyi seneler ORLOFTAN!
Herkese saglik ve mutluluk dolu, sevdiklerinizle dolu dolu gecireceginiz guzel bir 2010 diliyorum. Yeni yilin bol asistli, bol ribaundlu, az top kaybiyla dolu olmasi dilegiyle. attiginiz sutlar sayi olsun, yuzdeler dusmesin! :P 2009 yilinin sonlarinda baslattigimiz bu guzel blog ortaminda 2010 yilinda hepinizin katilimiyla ORLOFTAN ruhunu kaybetmeden iletisimimizi surekli tutmamiz dilegiyle. Ankara'ya, Istanbul'a, Izmir'e, Antalya'ya, Karabuk'e, Sarajevo'ya, Hamburg'a, Koln'e sevgi ve selamlar!!!
TFF vs. Fenerbahce
Ben kendimi bildim bileli sure gelmis bir cekismedir bu, farkli federasyon donemlerinde zirveye vurmus, farkli donemlerde durulmustur. Bugunlerde UEFA Euro 2016 turnuvasi teklif dosyasina Fenerbahce Sukru Saracoglu stadyumunun alinmamasi ile yine gundemde FB-TFF cekismesi. Bu kez FB hakli gorunuyor.
Euro 2008'e Yunanistanla beraber koyduk adayligimizi, finale kalan 3 ulke arasina girdik ama son iki oncesi elendik. Euro 2012 icin tek basimiza teklif verdik, bu kez daha ilk turda elendik! Simdi bir kez daha tek basimiza deniyoruz sansimizi, rakiplerimiz Fransa ve Italya.
Fransa ve Italya ikiser kez duzenlemisler bu turnuvayi daha once. Akillara Italya 90 ve Fransa 98 dunya kupalari da geliyor hemen yakin gecmiste. Tecrubeliler bu konuda. Biz? Biz de teklif vermekte tecrubelenmisiz son 8 yildir. iyi de bizim ulkemizde futbol adina duzenlenen buyuk organizasyonlar neler? Nefesleri kesen Liverpool Milan sampiyonlar ligi finalini kim hatirlamaz! Peki sonra? Gecen sene Shaktar ile Werder arasinda oynanan UEFA Kupasi finali. Nerede oynanmis? Fenerbahce Sukru Saracoglu stadinda. O da ne! Bu stad 15 Subat'ta teslim edilecek olan son teklif dosyasinda yer almiyor. ilginc!
Sonrasinda Aziz Yildirim ile Mahmuz Ozgener arasinda yasanan karsilikli aciklamalar ise ondan daha ilginc. Neden?
Aziz Yildirim hakli olarak serzeniste bulunuyor federasyona, bizim gibi o da anlam verememis Kadikoy'un plan disina itilivermis olmasina. Isin ilginc tarafi isefederasyonun gerekceleri:
Federasyon diyor ki: "Türkiye'nin projesine Türkiye'nin desteğini istiyoruz"
http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=8794
Sonra da diyor ki: "UEFA'nın aynı şehirde en fazla 2 statta maç oynanmasına müsaade etmesi ve final maçının oynanacağı stadyumun minimum 60 bin kapasiteli olmasının istenmesi, İstanbul'da 2 stad ile sınırlı tutulmasını beraberinde getirmiştir."
Yukaridaki cumlede gecen gerekceler tamamen yalan yanlis! Buyrun bakin 203 sayfalik turnuva yonetmeligine ve stadyumlar ile ilgili kisimlara:
http://www.uefa.com/multimediafiles/download/regulations/uefa/others/84/03/26/840326_download.pdf
Ne bir sehirde en fazla 2 statta mac oynanabilir seklinde bir ibare var ne de final macinin min. 60 bin kapasiteli stadyumda oynanmasi zorunlu! 60bin tercih edilir diyor evet ama zorunlu degil! Euro 2008'in finali 53bin kisilik stadyumda oynanmis. Euro 2004'te Portekiz'de 8 sehir 10 stadyum varmis.
Butun bunlar dusundurucu. Neden istanbul gibi 15 milyon nufuslu bir sehirde 3 stadyum olmasin? Birinde grup maclari oynanir, birinde 2 ceyrek final bir yari final, birinde de diger yari finalle final mesela!
Ayrica da daha temeli bile atilmamis stadyumlarin kriterleri saglayacagi ongoruluyor da neden varolan ve henuz 9 ay once UEFA Kupasi finaline ev sahipligi yapmis bir stadin bu kriterleri onumuzdeki 6 yil icerisinde yerine getirebilecegi dusunulmuyor. Bu cumle biraz Aziz Yildirim'in dediklerine benzedi ama yalan degil! Kaldi ki her iddiasina girerim ki istese Fenerbahce stadyumun kapasitesini artirabilir ve 60bini gecebilir.
Kissadan hisse, isin ilginci federasyonun Fenerbahce'nin ithamlarina adam gibi cevap verecegine, yanlis bigilerle gecistirmesi, "birlik beraberlik" seklinde demagoji yapip bizleri tatmin edemeyen aciklamalarda bulunmasi. Daha akla gelecek bir suru soru var, mesela:
Neden Trabzon ana listede degil de Konya ana listede?
Neden Diyarbakir ilk basta yedek listedeydi ama sonra bir anda cikti ve yerine Sanliurfa dahil olmus gorunuyor?
Neden Kadikoy en azindan yedek listede degil? Turk Telekom Arena hakkinda gectigimiz aylarda bir dizayn hatasi oldugunu ve stadin bazi yerlerinden gorus problemi oldugunu okumustum, eger ki oyle bir sorun cikarsa Kadikoy gibi bir stadin en azindan yedekler arasinda yer almasi gerektigi dusunulemez mi? Toplam 12 stadyum onerilmesi ve Kadikoy gibi UEFA Kupasi finali oynanabilecek standardlarda oldugu tartisilmaz olan bir stadyumun bu listede hic yer almamasi elbetteki oldukca dusundurucu ve sorgulanmasi gereken birsey...
Bu gibi bircok soru geliyor aklima. Ama elbette bazi seyler dusunulmus, bazilari dusunulememis, 15 Subata kadar daha sure var, elbette hersey degisebilir. Ama herseyden onemlisi uzucu olan federasyonun Fenerbahce'nin ofke dolu aciklamasina tatminkar bir cevap verememesi ve yanlis bilgilerle tum kamuoyunu etkilemeye calismasi bence...
Soylemeden gecemeyecegim Altaylidir bu Mahmut Ozgener, cit cit cekirdekcidir yani kendisi, dolayisiyla belki de fazla sasirmamak gerek...
Euro 2008'e Yunanistanla beraber koyduk adayligimizi, finale kalan 3 ulke arasina girdik ama son iki oncesi elendik. Euro 2012 icin tek basimiza teklif verdik, bu kez daha ilk turda elendik! Simdi bir kez daha tek basimiza deniyoruz sansimizi, rakiplerimiz Fransa ve Italya.
Fransa ve Italya ikiser kez duzenlemisler bu turnuvayi daha once. Akillara Italya 90 ve Fransa 98 dunya kupalari da geliyor hemen yakin gecmiste. Tecrubeliler bu konuda. Biz? Biz de teklif vermekte tecrubelenmisiz son 8 yildir. iyi de bizim ulkemizde futbol adina duzenlenen buyuk organizasyonlar neler? Nefesleri kesen Liverpool Milan sampiyonlar ligi finalini kim hatirlamaz! Peki sonra? Gecen sene Shaktar ile Werder arasinda oynanan UEFA Kupasi finali. Nerede oynanmis? Fenerbahce Sukru Saracoglu stadinda. O da ne! Bu stad 15 Subat'ta teslim edilecek olan son teklif dosyasinda yer almiyor. ilginc!
Sonrasinda Aziz Yildirim ile Mahmuz Ozgener arasinda yasanan karsilikli aciklamalar ise ondan daha ilginc. Neden?
Aziz Yildirim hakli olarak serzeniste bulunuyor federasyona, bizim gibi o da anlam verememis Kadikoy'un plan disina itilivermis olmasina. Isin ilginc tarafi isefederasyonun gerekceleri:
Federasyon diyor ki: "Türkiye'nin projesine Türkiye'nin desteğini istiyoruz"
http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=8794
Sonra da diyor ki: "UEFA'nın aynı şehirde en fazla 2 statta maç oynanmasına müsaade etmesi ve final maçının oynanacağı stadyumun minimum 60 bin kapasiteli olmasının istenmesi, İstanbul'da 2 stad ile sınırlı tutulmasını beraberinde getirmiştir."
Yukaridaki cumlede gecen gerekceler tamamen yalan yanlis! Buyrun bakin 203 sayfalik turnuva yonetmeligine ve stadyumlar ile ilgili kisimlara:
http://www.uefa.com/multimediafiles/download/regulations/uefa/others/84/03/26/840326_download.pdf
Ne bir sehirde en fazla 2 statta mac oynanabilir seklinde bir ibare var ne de final macinin min. 60 bin kapasiteli stadyumda oynanmasi zorunlu! 60bin tercih edilir diyor evet ama zorunlu degil! Euro 2008'in finali 53bin kisilik stadyumda oynanmis. Euro 2004'te Portekiz'de 8 sehir 10 stadyum varmis.
Butun bunlar dusundurucu. Neden istanbul gibi 15 milyon nufuslu bir sehirde 3 stadyum olmasin? Birinde grup maclari oynanir, birinde 2 ceyrek final bir yari final, birinde de diger yari finalle final mesela!
Ayrica da daha temeli bile atilmamis stadyumlarin kriterleri saglayacagi ongoruluyor da neden varolan ve henuz 9 ay once UEFA Kupasi finaline ev sahipligi yapmis bir stadin bu kriterleri onumuzdeki 6 yil icerisinde yerine getirebilecegi dusunulmuyor. Bu cumle biraz Aziz Yildirim'in dediklerine benzedi ama yalan degil! Kaldi ki her iddiasina girerim ki istese Fenerbahce stadyumun kapasitesini artirabilir ve 60bini gecebilir.
Kissadan hisse, isin ilginci federasyonun Fenerbahce'nin ithamlarina adam gibi cevap verecegine, yanlis bigilerle gecistirmesi, "birlik beraberlik" seklinde demagoji yapip bizleri tatmin edemeyen aciklamalarda bulunmasi. Daha akla gelecek bir suru soru var, mesela:
Neden Trabzon ana listede degil de Konya ana listede?
Neden Diyarbakir ilk basta yedek listedeydi ama sonra bir anda cikti ve yerine Sanliurfa dahil olmus gorunuyor?
Neden Kadikoy en azindan yedek listede degil? Turk Telekom Arena hakkinda gectigimiz aylarda bir dizayn hatasi oldugunu ve stadin bazi yerlerinden gorus problemi oldugunu okumustum, eger ki oyle bir sorun cikarsa Kadikoy gibi bir stadin en azindan yedekler arasinda yer almasi gerektigi dusunulemez mi? Toplam 12 stadyum onerilmesi ve Kadikoy gibi UEFA Kupasi finali oynanabilecek standardlarda oldugu tartisilmaz olan bir stadyumun bu listede hic yer almamasi elbetteki oldukca dusundurucu ve sorgulanmasi gereken birsey...
Bu gibi bircok soru geliyor aklima. Ama elbette bazi seyler dusunulmus, bazilari dusunulememis, 15 Subata kadar daha sure var, elbette hersey degisebilir. Ama herseyden onemlisi uzucu olan federasyonun Fenerbahce'nin ofke dolu aciklamasina tatminkar bir cevap verememesi ve yanlis bilgilerle tum kamuoyunu etkilemeye calismasi bence...
Soylemeden gecemeyecegim Altaylidir bu Mahmut Ozgener, cit cit cekirdekcidir yani kendisi, dolayisiyla belki de fazla sasirmamak gerek...
Friday, December 25, 2009
2009 yılının sürprizleri




Sayın "Komiş" sayesinde uzun süredir yapmak istediğim ama bir türlü zahmet edip başlayamadığım "dur bi blog da ben açayım, incilerimi dökeyim de insanlık nasibini alsın" projesini hayata geçrimeyi başardım. Bu yüzden Kemal'e ve her nedense bu yazıya maruz kalmayı seçen sizlere teşekkür ederim efendim :)
Her NBA sezonu öncesinde büyük basın kuruluşlarında onlarca tahmin yürütülür takımlar ve oyuncular hakkında, her sene de biz fanlar bu tahminlerin güneşte kalmış dondurma gibi eriyip gidişini izleriz yılın ilk çeyreğinde. All Star haftası yaklaştıkça da yazarlar tahminlerinin neden tutmadığını somut (sana bakıyoruz Hollinger ) kanıt ve istatistiklerle açıklamaya çalışırlar. Hatta bu yüzden teorik iktisatçılar ile spor yazarları arasında ciddi bir fark görmekte oldukça zorlanırım (Sn. Deniz Gökçek, Shaq basketbolu bilmiyor demişti yanılmıyorsam ).
2009 yılının son günlerine geldiğimizde, geride bıraktığımız iki aylık kısımda beni en çok şaşırtan NBA olaylarına geçelim şimdi de. Nasıl olsa benim sezon öncesi anlı şanlı tahminlerim yoktu, gönül rahatlığıyla atıp tutabilirim.
1)Houston Rockets : Evet geçen sene iyi basketbol oynadılar. 1 eski bir de mevcut bona fide all starları sakatken ve sahne ışıklarından hazzeden tek oyuncularını Lakers’ın çok iyi bir görev adamı ile “takas” etmişken onların bu kadar fazla maç kazanacğını kim tahmin ederdi ki? (Resimdeki adamı tanıyorduysanız sezon başında, bu soruya evet deme şansınız var, yoksa ikinci başlığa ilerleyin bence)2)Greg Oden : Herkes onun sakatlık riski olduğunu biliyordu, hatta bu yaşta geçirdiği ciddi sakatlıkları düşününce en iyimser Portlandlılar bile Sam Bowie kıyaslamasını yapmadan edemiyordu. Ama o talihsiz draft günü geldiğinde, Oden “Gaspet Forever” tarafından seçildi ve ölüm fermanı imzalandı. Evet, Can’ı (Gaspet Foreverın sahibi ve benim biraderim) tanıyanlar için çok büyük bir süpriz değildi bu ama, asıl bomba bence Oden’ın önce herkesi oynayabileceğini inandırmak için 20 civarı maç oynaması ve yükselen bir performans sergilemesiydi. Sezon başında olsaydı bu sakatlık asla süpriz diyemezdik ama kader kendine yakışanı yaptı ve Can’ı umutlandırıp daha sonra ölümcül darbeyi vurdu.
3)Portland Trailblazers: Önce Andre Miller’ı kattılar renklerine (bu terimi NBA için ilk ben kullandım galiba, garip geldi...) , daha sonra NBA’in en derin 3 ve 5 numara (5 numara için Orlando ile birlikte en derin demek daha uygun sanırım) rotasyonuna sahip takımı iken bu ünvana bir de PG rotasyonunu eklediler (Blake, Bayless ve Miller’ın yanında combo guard olarak oynayan Roy). Bence tartışmasız en derin kadroya sahip takım oldular ama şu anda tüm 3 numaraları (Fernandez, Batum ve Outlaw) 5 numaraları sakat ve dakika paylaştıramadıkları birlerinin neredeyse hepsi aynı anda sahaya çıkacak. 5 numarada ise müzeden çalıp tozunu aldıktan sonra biraz yağladıkları Juan Howard var.
4)Brandon Jennings: Geçen sene Roma’da neler yaptığını yakından takip etmiştim ve bu sene iyi bir oyuuncu olacağına inanıyordum. Hatta listemde 7.-8. Sırada draft edilmek üzere bekliyordu ama sanırım kendisi dahil hiç kimse böyle bir patlama beklemiyordu. Çok tatlı bir süpriz oldu Jennings.
5)Spurs: Evet Jefferson iyi bir savunmacı değildi ama atletik ve skorer dış oyuncu eksiği olan bir takım için biçilmiş kaftan değilmiyidi? Ayrıca hücum ribaundu canavarı Blair’ı da çalmıştı neredeyse Spurs 38. Sırada (Savunmaya koşmak ve hücum ribaundu arasındaki tercihini açık ara birinciden yana kullanan bir takım için enteresan bir durumdu ama 38. Sıraya da düşünce bırakamadılar adamı). McDyess da eklenince bu senenin tek yılların uğuruna inanan Spurs için çift yılların lanetini kırma senesi olacak gibi gözüküyordu. Ama henüz takım savunmalarını oturtamadılar ve bu listede yerlerini aldılar. Yine de Spurs’u yarış kadrosundan erken çıkarmamak lazım, çok kişiyi şaşırttılar bu şekilde.
Evet biliyorum, bu sene de daha bir çok süpriz oldu, mesela Atlanta’nın wonderboy’u ( Selo’ya bir selam sarkıtalım) Josh Smithin pota altında da sayı atılabileceğini öğrenmesi gibi ama bunu başka bir yazıda ayrıca incelemek gerekir bence. Son olarak Houston’ın bu sene ne kadar iyi olacağını tahmin edip riske girerek draft eden herkese selamlar (dayanamadım kusura bakmayın)
Thursday, December 24, 2009
2016 UEFA Avrupa Futbol Şampiyonası adaylığımız ve stad zeminleri..
Biliyorum, konu biraz “At şeyindeki bit” kıvamında. Yani kocaaaa bir konunun küçücük bir bölümü. Ancak ben, bu örnekten yola çıkarak önümüzdeki yolun ne kadar uzun ve zorlu olduğunu gözümüzde canlandırmaya çalışacağım.Evet, başarısız 2008 (Yunanistan ile ortak başvuru) ve 2012 denemelerinden sonra 2016 şampiyonasını düzenlemek için aday olan 3 ülkeden biriyiz (Diğerleri İtalya ve Fransa). Başvurumuzun dış görünüşü fena değil (burada), ancak şampiyonayı düzenleyecek ülkenin belli olmasına 5 ay kala detaylar hala belli değil (Şubat 2010’da belli olacaklarmış). Yani anlayacağınız, klasik bir Türkiye tablosu: Güzel sunulmuş bir hediye kutusu ancak kutudan ne çıkacağıyla ilgili en ufak bir fikriniz yok.
Geçen gün diğer adayların durumuna bir göz attım (bkz. Wikipedia). Doğal olarak, içlerinde stadyum eksiği en fazla olan ülke biziz. Ulaşım gibi diğer altyapı eksikliklerinden hiç bahsetmeyelim zaten. Neyse efendim, elalem var olan stadlarına renovasyon çekme planları yaparken biz tam tamına 8 yeni stad yapmaya koyulacakmışız...
Tüm bunları okurken bir yandan da Fenerbahçe-Altay maçını izliyordum ama açık söylemek gerekirse gözüm wikipedia ile Şükrü Saraçoğlu’nun berbat zemini arasında gidip geliyordu.
Şimdi abiler, bizim son senelerde biri sıfırdan yapılan, diğeri de hemen hemen tamamen yenilenen 2 (büyük) futbol stadımız var:
Saraçoğlu ve Kayseri Kadir Has Stadyumu. Saraçoğlu son senelerde, Kadir Has ise açıldığı günden beri zemin konusunda sıkıntılı (Resimler bu iki stada ait). Hatırlarsınız, Kayseri’de oynanan Estonya milli maçından sonra Fatih Terim’in de zemin ile ilgili sert serzenişleri olmuştu (sanki Terim’in herhangi bir konuda yumuşak bir yorumu varmış gibi..)Fenerbahçe örneğinden yola çıkarak ulaşılabilecek “Yahu kardeşim, bu derece yerden pasa dayalı oyun oynamaya çalışan bir takımın yöneticileri nasıl olur da kendi stadyumlarının zemininin bu halde olmasına göz yumarlar” gibi detayları bir kenara bırakın, insan “Bir futbol stadyumundaki en önemli unsurlardan çim zemini 2 senedir 2 haftada bir maça dayanabilecek düzeye getiremeyen organizasyonlar 6 senede 8 tane yeni stadı nasıl tamamlayacak?” diye düşünmeden edemiyor. Tabii aynı soruyu “Bilmem kaç(?) senedir bir Seyrantepe stadyumunu bitiremeyen organizasyon 6 senede 8 tane yeni stadı nasıl tamamlayacak?” diye de sorabiliriz. Cevap değişmez: “Bi şekilde!?!”
Eh tabii.. Futbol hakkında önemsediği detaylar “o penaltı, bu ofsayt, şurada su atıldı, burada bıçak çekildi, şu küfür etti, o tükürdü, bu hakem satılmış” dan ibaret olan bir ülke için çok da şaşırtıcı işler değil bunlar.
Olur da kazayla şampiyonayı alırsak yaşanacakları hepimiz tahmin edebiliyoruz aslında: Şampiyonaya kısa süre kala UEFA bize bir ayar verecek, biz de son dakika kasışlarıyla günü kurtaran çözümler üreteceğiz,sonra da “ne müthiş organizasyon! Demek ki isteyince oluyor!” şeklinde yorumlarla kendi kendimize atıp tutacağız.
“Sonra?” mı? 2016-2017 sezonunun ilk haftasında Erman efendi yine çıkacak, futbolig tv’nin o seneki icadı “hıyaro” ile tespit edilmiş pozisyonlara “Ahmet 3.52 cm ofsayt, yani ‘çük farkıyla’ (uygun el hareketini de ekleyerek) Şansal hocam”, “Mehmet’in sol ayağı Hasan’ın sağ ta..ağını teğet geçmiş, yani bariz penaltı” vs. diyecek.
Demem odur ki: Hadi şampiyonayı aldık, stadları yaptık.. e hadi ulaşımı ve konaklamayı da “bir şekilde” çözdük.. Maçlara 1 hafta kala tüm stadlara Hollanda’dan çim getirdik.. “Bak UEFA’cı amcalar kızıyor” diye seyircilerimizi de sahaya birşey atmamaları konusunda uyardık (Yerel maçlarda atsınlar, problem değil..). Yani görüntüyü kurtardık..
..Peki UEFA’cı amcalar şampiyona sonrası pılı-pırtılarını toparlayıp gittikten sonra, yani bizbize kaldıktan sonra nelerden bahsediyor olacağız? Erman hoca’nın “Fırıncı kürekleri”nden mi? Yoksa okul-spor kulübü ilişkileri, sporcuların fiziksel-zihinsel eğitimi, klüplerin altyapılarındaki sorunlar, İstanbul-Ankara-İzmir haricindeki illerimizdeki çim sahalarımızın sayısı ve durumları gibi futbolumuzun gerçek problemlerinden mi?..
İşte bütün mesele budur..
Wednesday, December 9, 2009
Spor Servislerinin Baska Derdi-yok mu? Sinan Bolat'i haber yapin!
Eren Derdiyok kimdir? Kime Ne!Sinan Bolat kimdir? Ne yapar?
Merak eden yok nedense. Bilmek lazimmis.
yuru be kocum. tuylerim diken diken oldu resmen...
Bugune kadar bilemedik, ozur dilemek lazim kendisinden. Onun haberlerini yapacagimiza Mesut Ozil'in Eren Derdiyok'un haberlerini yaptigimiz icin.
21 yasinda genc bir kaleci Sinan Bolat. A milli takimimizin 3. kalecisi! Belcika liginde 6. sirada bulunan Standard Liege'in kalesini ligde 15 kere, sampiyonlar liginde 6 kez korumus. Dun aksam oynanan maclarda da 90+5'te AZ Alkmaar'a attigi golle takimini UEFA Europa Ligi'ne tasidi. Ama nedense NTVSPOR "iste son biletler" diye haber yapiyor, Standard'in grubuna son sirada yer veriyor haberin taaaa altlarinda da Sinan gecenin kahramani oldu falan diyor. Neden "Sinan Gecenin Kahramani" baslikli ayri bir haber yok merak ediyorum. Neden Alman vatandasi Mesut Ozil'e (benim icin Klose'den farki olmayan Ozil) ozel haber var da Sinan'a yok?
Son bir kac haftadir gunduzleri ofiste calisirken ntvspor radyo'yu dinliyorum. Guzel programlar, guzel yorumlar, goruntulerini izleyemedigim mac ozetleri, NBA maclari icin bahis kuponlari yapanlar vs vs. Ama 2008 Avrupa futbol sampiyonasi gectiginden beri yazili basinda gordugum ve beni cok rahatsiz eden bir konunun televizyon ekranlarina ve radyolara da yansidigini farkettim.
Bakiyorum TV'de altyazi Alman ligi skorlari geciyor, B. Munich: 3 - B. Dortmund: 2, Stuttgart:1-Wolsburg:1, Bayer Leverkusen:2 Koln:0 (Eren Derdiyok 1 gol 1 asist), Werder:1 Hamburg:0 (Gol Mesut Ozil Dk.59)
Bakiyorum NTVSPOR'da haber, "Mesut Ozil yilin en iyilerine aday"
vs, vs. Yahu bize ne Mesut Ozil'deeeen, bana ne Eren Derdiyok'tan? Adamlar Turk mu? Degil! Biri Alman, biri Isvicreli.
"Philip Lahm yilin en iyilerine aday" diye haber yapiliyor mu Turk gazetelerinde? 100'lerce aday var, aralarinda bi Turk olsa da onun haberini yapsalar, tutup arasindan Mesut Ozil'i cikarip cekmenin bi anlami var mi?
Alman liginden skorlar altyazida gecerken Bayern'in golunu Olic mi atmis Van Bommel mi atmis yaziyor mu? Hayir! O zaman neden Eren Derdiyok bilmem kac dakika oynadi diye haber dinliyoruz biz. Bana sorarsan ha Frei, ha Derdiyok, ha Lahm ha Ozil!
Bizim ulkemizi bizim milli takimimizi secmemis adamlarla vakit kaybedecegimize kendi ulkemizin oyunculariyla ilgilensek, onlara biraz daha fazla deger versek sizce de daha iyi olmaz mi?
Tuesday, December 8, 2009
Orloftan'da Herkes Birer Yazar!
Arkadaslar,
Maksat muhabbet olsun, ben vaktim ve firsatim oldukca buraya birseyler yazmaya basladim. Orloftan Blog'da hepinizin birer admin oldugunu ve hepinizin yazi yazabildigi gibi blog icinde her turlu oynamayi da yapabileceginizi belirtmek isterim.
Aklimda yazacak seyler var ama bugun vakit yok. Sonraya kalsin artik...
Biraz da sizlerin yazilarini gorelim!
Maksat muhabbet olsun, ben vaktim ve firsatim oldukca buraya birseyler yazmaya basladim. Orloftan Blog'da hepinizin birer admin oldugunu ve hepinizin yazi yazabildigi gibi blog icinde her turlu oynamayi da yapabileceginizi belirtmek isterim.
Aklimda yazacak seyler var ama bugun vakit yok. Sonraya kalsin artik...
Biraz da sizlerin yazilarini gorelim!
Subscribe to:
Posts (Atom)
